Mesele hata yapmak değildi. Mesele hatalardan ders çıkarmak da değildi. Aslında tüm mesele aynı hatayı defalarca yapmaktı. Bir küre düşünüyorum... Soruyorum unutulmuş tanrılara; "Bir küre kaç kere kırılabilir, ya da özlü yapıştırıcılar nereye kadar yoldaşlık eder küreye?" Elle yapılmış bir küreyi insan yapımı bir şeyle tamir edebilir miydim? Sonsuz döngülerde her şey güzel ama ya sızarsa ruhum çatlaklardan ya elime batarsa kordan sıcak parçalar. Deriye bir çivi gibi giren parçaları çıkarırsın da sızan ruhu geri doldurabilir miyiz küreye?
Küre, ah o küre... Defalarca kırıldı. Sonbaharlarda ben kırdım. Korktum sonbahardan koca ellerimden düşürüp kırdım. Ağırlığını tartamadım aziz kürenin. Kırıldı... Bant üstüne bant, dolgu üstüne dolgu. Sinsice gelen zamanı gözüm görmedi, tüy kalkışını duyan kulaklarım duymadı. Ruhumun son kırıntılarını dinlediğimde küre bomboş kalmış bense sadece yama yapıyordum.
Tükenmiş bir küre, kanlar içinde haline umursamayan eller... Düştüğün kuyuda çırpın dur. Acın geçmez ve yetişememişsindir akanı tutmaya. Son damlayı da parmaklarındaki kanla kaybetmişsindir. Artık ne bir kürem var ne de yamalarım. Yarası kapanmamış ellerle kırık dökük bir küre ve bir başıma ben varım.
Yorumlar
Yorum Gönder