Soğuk bir kış gecesinde uyanıyorum. Soba çoktan sönmüş,
küçücük evimde yatağım bile soğuk. O kısa yorgan bu koca bedeni örtemiyor.
Hasta yüreğim içimi bile ısıtamıyor. Sanırım elektriği de kestiler, ihtiyaç da
duymuyorum zaten. Şu sıralar dolunay aydınlatıyor odamı. Komşular arada bir
yemek getiriyorlar, midem almıyor zihnim kusuyor. Ne kadar oldu evden çıkmadım.
En son bıraktığımda mevsim bahar mıydı? Gittiğini anladığımda gökyüzü ortak
olmuştu içime kanıyordu tüm kızıl tonlarda. Alışmak mı önce gelir kabullenmek
mi? Alıştığında kabulleniyorsun da kabullendiğine bir türlü alışamıyorsun.
İkisi de birbirinden zor. Ne alıştım ne de kabullendim sadece bir şeyleri
parçalamaya çalışıyorum. Yazdıklarımı mayaya yatırdım, zamanı geldiğinde
çıkarıp içeceğim hepsini. Param yok şarap alamıyorum, tek mülküm şu kondu ve
sayısı bilmediğim kitaplarım. Sana kitaplar ayırmıştım. Birkaç tanesini yaktım
çok üşüyünce. Boş bir çabaymış, içimi ısıtması gereken kitaplar zihnimi
dondurdu. Bir daha kitap yakmadım, dokunmadım bile, dokunamadım. Sessizliği
severdim önceden, şimdi en ufak tıkırtıyı arar oldum. Bu kadar zor olmamalıydı
her şey. Fareler cirit atıyor odamda, onlara bile git diyemiyorum. Bazen
kitapların kenarını kemiriyorlar. Sadece o zaman biraz kızıyorum onlara. Mevsimler
geçiyor haberim olmadan. Belki öldüm, sadece çürüyorum. Acaba hiç düşünüyor
muyum kendimi? Canım kahve istedi ölmüş olamam herhalde. Ölüler kahve istemez
ki… Vasiyetimi yazıyorum farelere. Kalemimi benimle gömsünler. Kitaplarımı sana
yollasınlar. Evde değilsen nehre atsınlar. Cesedimi bahar zamanı ormanlardan
birine gömsünler. Çiçek olayım, arılara dolanayım. Uçursunlar beni göklere.
Elveda farelerim…

Yorumlar
Yorum Gönder