Bir kuzgundum ben; özgürlük martılarına inat, denizden
uzakta ve bozkırın ortasında kanat çırpan. Ben özgürdüm susuz ve sarı dünyamda.
Neden deniz getirdiniz benim kırıma, bozuna sayısız acı türküler yakılan kırıma?
Bir kuzgun martıların arasında ne kadar inzivaya çekilebilir? Sabahları güneşle
görürdüm sarının bin bir tonunu. Her bir ton binlerce yılın yaşanmışlığı. Bir
kuzgun için sarı hayatın gerçekleri, mavi ise hayatın büyülü güzelliğiydi. Ben gözlerimi
açtığımda bir kuzgundum ve gözlerimi bu lanet maviliğe kapadığımda asla bir
martı olmayacağım. Su bol değildir buralarda, bir parça ekmek için acımasızca
çarpışman gerekir. Simit atanlarımız yoktu. Mantıların dalacakları bir
deryaları biz kuzgunlarınsa sonsuz sarıları vardı. Martılar Yahya Kemal’di,
İstanbul’a tepeden bakarlardı. Kuzgunlarsa Nazım’dı, her zaman hasret ve acı
vardı onlara. Bir kuru dalda bir kuru yuvam vardı. Tek başıma doğdum, tek başıma
öleceğim. Bir kuzgun bir martıyla bulunabilir mi? Zor hadise vesselam. Siyahla
beyaz ahenk içinde dans edebilir mi? Kuzgunum şu hayatta her şeye az da olsa kızgınım.
Martılara her zaman kırgınım. Yumurtam yoktu, gökten indim, bir bozkırda kuzguna
evirildim. Ne şefkat ne güven…Takvim bilmem, kısadır ömrüm. Sıtkı gibi otuz
beşe kadar uzun olmadı şu merdivenli ömrüm.
Yorumlar
Yorum Gönder