Anka


Doğanın içinde bir Anka kuşu son nefesini veriyor. Her sonun bir başlangıç olduğunu söyleyenler bile umutlarını bir bir yitirmiş. Ateşle tutkulu ilişkisi olanlar belki anlarlar. Yalnızca közler bilebilir bunu. Paradoksaldır Anka kuşunun yaşantısı. Bin kere kül olur ölür de bir defa dirilmeden durmaz. Nasıl bir büyüdür? Mistik bir döngüde yaşamak, ölümü her an yaşamak demek. Belki de tanrı arındıracak beni ölümden. Zamandan azade asırlarca, milenyumlarca yaşayacağım ve ölmek istediğim an anlayacağım  seni Anka. Lanetlerin en acısını paylaşmış olacak benimle o kadim varlık. Hiç ölmemek, ölmek isteyip ölememek ve yaşamaya daha çok devam etmek. Yollara dökülüyorum keşişlerle. Olmayan iki tel saçımı da bu serüven için toprağa hediye ediyorum. Toprak bile almıyor benim en küçük parçamı. Kabullenmek zordur tabiat için. Çoğu zaman kendini bile kabullenmez. Topraktan geldim, gerçek ve özlü olandan. Özüme dönemiyorum ey Anka! Acı içinde doğduğun küllerin seni kabullenmezse bozulur mu paradoks? İçime doluyor acı toprak kokusu. Gözlerimi yakıyor bu hava. Hayır ağlamıyorum sadece gözlerim yanıyor. Doğa ana uyudu. Ölüm ne yakın ne uzak. Yazılan ütopyalar darmadağın edilmiş. En ufak kırıntısı kalmamış. Koca bir tiyatroda roller karışmış. Yönetmen ummanda dolaşıyor. Suflörü öldürmüşler. Yeteneklerini kaybetmiş oyuncular zihin sellerinde boğuluyor. Neredesin ey Anka?

Yorumlar